en sevdiğim filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en sevdiğim filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2013 Pazartesi

Tamara Drewe

Son yazımdaki bahsettiğim alışkanlığım devam ediyor. Film izlemeye aynen devam. Ne güzel bir kafa dinleme yöntemi. Sizinle son izlediğim filmlerden birini paylaşmayı planlıyorum. Tamara Drewe. Filmi Moviemax Festivalde izledim. Zira yayınlandığı yıl 2010' da bir ve izleyen yılda üç ayrı film festivalinde adaylık almış. Evening Standard British Film Ödülleri'nde bir de ödül kazanmış.





Film oldukça keyifli. Sıkıcı Avrupa sinemasına benzemiyor. Neden sıkıcı Avrupa sineması dedim bilmiyorum. Sahi öyle bir kanı vardır değil mi? Ne yazık. Halbuki Tamara Drewe gibi  oldukça keyifli ve göz ziyafeti çeken birçok film olduğuna eminim. Bu tarz filmleri gördüğümde pılıyı pırtıyı toplayıp Avrupa'da bir taş ev bulup üzümlerin arasında şarap işçisi olmayı diliyorum. Hım, hayali bile güzel be.



Neyse Tamara Drewe, filmin baş kahramanı yeni yetme bir yazar genç kız. Yeni yetme olsa da oldukça akıllı ve dişiliğini kullanmayı da iyi biliyor. Yazarlık üzerine, aldatma üzerine, gençlik bunalımları üzerine hoş geçişleri olan bu başarılı komediyi kesinlikle öneriyorum.  Başrolde güzel Gemma Arterton ve Roger Allam. Gerisini filmi izleyerek öğrenin.


Bu arada filmin Imdb puanı 6.2. Görüşmek üzere...


24 Ocak 2013 Perşembe

Karakteri Olan Bir James Bond Filmi - SkyFall

James Bond karkateri ile tanışalı 50 yıl olmuş. Macera 1962 yapımı Dr. No ile başlamıştı. Başrolde yakışıklı  Sean Connery efsanevi güzel Ursula Andress. Belki de Bond Kızı olmayı başlı başına bir marka haline getiren ilk isimdir bu arada Andress.



1962 yılından bu yana Bond'u sırasıyla Sean Connery, David Niven, George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve son olarak Daniel Craig canlandırdı. Ben çekilme sırasına göre hepsini izledim filmlerin. Bugün de son olarak Skyfall'u izleme şansım oldu.


Skyfall'dan önce Daniel Craig' in farkından bahsetmek istiyorum. Craig şimdiye kadar ki Bond'lara göre işini daha yüksek bir ciddiyetle yapan bir karakter sürdü önümüze aslında bakarsanız. Aksiyon sahnelerinde lame espiriler olmadan, şans eseri adam döver gibi yapmadan. Kadın tavlama konusunda gevşeklik yapmadan. Craig ilk duyurulduğunda bir çok tepki gelmişti diye hatırlıyorum ama benim tüm Bond karakterleri içerisinde en beğendiğim ikiliyi değiştirdi açıkçası. Üstad Sean Connery'den vazgeçemediğim için Craig en beğendiğim ikinci Bond oldu Pierce Brosnan'ı tahtından ederek.(Golden Eye ilk izlediğim Bond filmi olduğundan mıdır nedir o dönmede Pierce Brosnan'a baya abayı yakmıştım açıkçası.)

Skyfall'a gelecek olursak film bana oldukça sanatsal ve karakterli geldi. Özellikle Q'nun departmanında alışageldiğimiz fantastik alet ve edevatları görmemek beni ziyadesiyle mutlu kıldı. Filmin sonundaki manidar bıçak saplama da aynı şeye işaret ediyordu benim adıma.  Film müziği Adele' den bir kere sonra başlangıç sahnelerindeki sanatsal görüntü akışı, sonra yine bu filmde daha da olgun bir Bond görüyoruz. Son iki filmde Bond sevdiği kızın ardından tutuğu yas sebebiyle biraz profesyonelliğine laf getirttiyse de Skyfall'da bunu toplamış ve M'e karşı olan inancını ergen triplere girip yitirmiyor film boyunca.


Skyfall' da hoşuma giden ayrıntılardan biri de Taken 2 rezaletinden sonra İstanbul' u  normal, daha doğrusu olduğu gibi göstermeleri, bir ayrıntı farkıyla. O da filmin bir kısmı Adana'da çekilmesine rağmen çaktırmadan tüm filmi İstanbul'da geçmiş gibi lanse etmeleri (: Motosikletlerle birden bire bir köptü üstüne gelinir ve oradan da trenin üstüne uçulur. İşte bu köprü ve tren Adana' da olup tren sahnelerinden başlayarak tarihi Vardar Köprüsü'nden Bond düşene kadar Adanadadırlar aslında.  Ama geçişi o kadar iyi yapmışlar ki ben bile bir Adanalı olarak trenlere uçtuklarında fark edebildim. Bond kızlarına gelecek olursak, bir espirileri yoktu bu filmde. Film ziyadesiyle Bond ve M üzerindeydi.

Kısacası bu Bond filminde daha ağır, daha oturaklı bir Bond ve olaylar dizini izleyeceksiniz. Bir Alex olmasa da beğendiğim bir film oldu. Sözlerime son verirken Bond En'leri yaptım kendimce ve sizinle de paylaşmak istedim..

007 Enleri

En iyi James Bond filmi: On Her Majesty's Secret Service
En kötü Bond filmi: Moonraker
En iyi James Bond: Sean Connery
En iyi ikinci Bond: Daniel Craig
En iyi kötü Bond karakteri: Christopher Walken
En güzel Bond kızı: Ursula Andress
En güzel ikinci Bond kızı: Barbara Bach
En iyi kötü karakterli Bond kızı: Fatima Blush
En iki kötü karakterli ikinci Bond kızı: Famke Janssen
En iyi Bond Film müziği: You only live twice.

Peki sizin James Bond enleriniz var mı?

21 Ocak 2013 Pazartesi

Taken 2 Hayalkırıklığım - Taken 2 Such a BS

Liam Neeson' a bayılırım. Sempatim özellikle de Star Wars' tan dolayıdır. Taken filmindeki performansına da ayrıca bayıldım. Özellikle dövüş sahnelerinden oldukça profesyonel görünüyordu. Filmin konusu iyiydi daha ne olsundu kısacası.

Taken filminin ikincisinin çekileceğini, ne kadar doğru olduğunu bilmediğim, Neeson'un müslümanlığa ilgi duyduğundan bahseden haberlerden öğrendim. Filmin ikincisi geldiği gibi film üstelik İstanbul'da çekiliyordu. Ne güzel haberdi. Taki bugün filmi izleyene kadar.

Türk medyası İstanbul, Holywood'un gözde platosu oldu filan diye heyecanlanadursun biz de burada ''Geçenlerde Taken 2' i izledim siz gerçekten çarşaf mı giyiyorsunuz?'' sorularına cevaplarımızı vermeye devam edelim. :)





Eskiden bunlar bile çekilmiyordu, nankör laflarını işitir gibiyim. Zira benim de söyleyeceklerim var. 1963 yapımı Rusya'dan Sevgiler James Bond serisinin ikinci filmini izlediniz mi bilmem. 1963 yapımı filmde dahi bu kadar çağdışı gösterilmeyen İstanbul, yıl olmuş 2012 hala kara çarşaflarla gösteriliyor. Ben Skyfall dışındaki tüm serinin tüm filmlerini izlemiş biri olarak hatırlıyorum Dünya Yetmez filminde yine İstanbul'a konuk olur James Bond. O filmde de bu kadar kötü sahneler görmedim.

İstanbul 1962 at  ''From Russia with Love''



İstanbul in 1963


Hadi kara çarşaf yok mu bazı yerlerde diyeceksiniz anlayış göstereceğim itirazlarınıza da Allah aşkına o filmdeki polis araçlarının hali neydi öyle? En son çocukluğumda Türk polisinin kullandığı (zannederim Tofaş'ın T sini gördüm önünde) bildiğim fi tarihinden kalma araçlar sokaklarda fink atar. Yiyorsa İstiklal'deki mini cooper ları gösterseydiniz ya. Kıskançlar nolucak! O yetmemiş film yapımcılarına yeni araba kullanmayı öğrenen bacak kadar Amerikalı afete madara ederler bizim polisceğimizi. Bir de Amerikalı kızımız Eminönü civarı olduğunu sandığım bölgede 3 kere filan el bombaları fırlatır oraya buraya, sokaklarda herkes birbirini kurşuna dizer bir tane Polis noluyor kardeşim diye olaya el atamaz. Çünkü Türkiye' de iç savaş olduğu için her gün sürekli bombalar patlar durur, o sebeple Türk halkı da alışıktır bu sesleri duymaya zaten.

Hollywood' un Gözünden Türk Polisi. Expectation of Hollywood for Turkish Cop


Hollywood' un Gözünden Türk Polisi


Hollywood' un Gözünden Türk Polisi. Expectation of Hollywood for Turkish Cop.


Hollywood' un Gözünden Türk Polisi. Expectation of Hollywood for Turkish Cop.


Hollywood' un Gözünden Türk Polisi ve Mercedes marka taksi (: 


The Reality for Turkish Cop

Eminönünü' nden Eminönü'ne gitmek için arabalı vapura binmemiz gerektiğini öğrendiğimiz Taken 2' nin ilk İstanbul sahneleri Neeson' un bir Arap şehinden yüklüce para almasıyla başlar ki kültür seviyesi ilkokul seviyesindeki çoğu Amerikalı için Türkiye'nin bir arap ülkesi zannedilmesine yeter de artar bile. İstanbul'u Eminönü'nden ibaret gösteren bu filmin Türkiye' ye katkısı olduğu düşünen çok büyük devlet büyüklerime sesleniyorum. Türkiye' yi böyle tanıtacaksak eğer ekstradan bir de böyle değil böyle tanıtım reklamlarına para harcamamız gerekiyor.

Son olarak sizinle şimdiye adar gördüğüm en güzel İstanbul tanıtımını paylaşmak isterim. Business Insider'da yer alan yazının başlığı ''See Why Modern Istanbul Is The Coolest City In Europe''. Yazıyı kim hazırladıysa zannediyorum kendisi gerçekten İstanbul'da yaşamış biri olsa gerek. Yazıda İstanbul'u gerçekten Istanbulite* gözüyle tanıtmışlar. Vallahi BRAVO!

*Bu kelime İstanbul'da yaşan anlamına geliyor, bir nevi Parisien gibi bir şey.


-----

PS: I've just started to write English posts. Please give some mercy :)

I love Liam Neeson. The reason why I love him so much is Star Wars. I also loved his performance at Taken. Especially his fight scenes looked so professional. Also the story was so good.

I heard about Taken 2 because of some news which was about Neeson's decision about converting Islam. (I don't think the news was true.) I was happy about this second film. Besides the second film was made in İstanbul. What a nice news. My favorite city and favorite actor. My feelings were so good until watch the movie.

While Turkish media was making nice news about shooting films in İstanbul like Argo, Taken 2, Skyfall, I answered questions about Turkish women's outfit. Are we really wearing chadors? :) Almost all of Turkish women were wearing chadors in that movie. It wasn't only funny but also misleading. It must have been joke! So I want to share you some picture that shows you real Turkish people and women. (I don't deny women who cover their hair with scarf and of course some woman with chadors in Turkey but believe me their numbers are not that much to show them prominently in every single scene in the movie.)

Some of Istanbulites

As you see in picture Turkish girl without chador. 


Some Istanbulite.
There was another annoying thing that was about Turkish Cop in that movie. Turkish Cop's car was from 1970's. This was real comedy. I suggest the director to shoot movie with Mini Cooper Police Cars in İstiklal for the next time. (You can see the pictures in above with director's fantasy and the reality.) On the other hand Turkish Police only appeared in some traffic problem in the movie. I don't know why they didn't care about the bombs which were set off by Kim all over the Grand Bazaar. It looked like we already got use to hear bombing in İstanbul every single day. You got to be kidding me!!!

At the End of the movie (After couple of violence scenes in İstanbul) you finally saw civilization in LA. USA. Thank God for blessing America :)

What can I say? After successfull movie they made a typical american story!

See you guys!

11 Ağustos 2011 Perşembe

Harry Potter Oyuncuları Nasıl Veda Etti

Kafayı yemiş olabilirim. Serinin son bölümünü izlediğimden beri üzerimde bir Harry Potter aşkıdır ki sormayın. Ben de bu kadar sevdiğimi bilmiyordum bu hikayeyi.

Oyuncularla ilgili ne görsem ne duysam dikkat kesiliyorum. Emma'nın yaptığı manita haberlerinden birine gözüm takılmışken şu videoya rastladım. Paylaşmak istedim.

Kucaklaşıp bir de ağlıyorlar. Bıdıklarım.

PS. 1- Yerim sizin İngiliz aksanınızı.
2- Videonun son karesi çok acıklı lan. :(

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Harry Potter Rüyası Bitti ):

Yahu çocuktum okumaya başladığımda.

Harry Potter' ı elime 13-14 yaşımda aldım. Ama öncesi var tabi serüvenimin. Onu şu yazıda anlatmıştım gerçi. Bir daha aynı şeyleri söylemeyeyim.( Linke tıklayıp okuyabilirsiniz.)O yaştan şu yaşıma kadar tutkusunu barındırdı içimde. Üniversite 2 ye kadar kitapta neler olacak diye 4 gözle beklerdim. Bu seneye kadar da filmleri bekler oldum. Şimdi bu rüya bitti işte :(

Efendim bu son filme gelecek olursak eğer serinin en iyi film uyarlamasıydı diyebilirim birkaç ufak sahne dışında.
Bana göre hatalar nelerdi peki?

Kanımca en büyük yanlış klasik tüm Harry Potter filmlerinin başında dinlediğimiz soundtrack' in olmamasıydı. Başka bir müzik vardı, tamam o da güzeldi ama bizim müzik direkt insanı Harry Potter izliyorum layn heyecanına sokuyordu. Ondan yoksun başladık filmi izlemeye :( #fail1

Bir türlü sevemediğim Ginny ile sevgili Harryciğimin aptal öpücüğü var bir de. Adam aylardır o hortkuluk senin bu hortkuluk benim sevdiğinden uzakta, öyle mi öpüşür arkadaşım yeaa. Yok olmamış o da :( #fail2

Gelelim Bellatrix Lestrange' ın ölümüne. En büyük fail belki de buydu. Molly Weasley ile karşılaşan Beatrix yaklaşık 2-3 sn lik bir sahneyle taşlanma lanetiyle öldü gitti. Sen git Siruis Black'i, Dobby' yi, Fred Weasley ile Tonksu öldür ama kendi 2 sn de öl git. Olmamış. Daha çarpıcı bir sahne olaydı iyiydi. :( #fail3

Harry' nin öldüğünün sanılması #fail4 ! Malfoy'un annesi Narcissa Malfoy yere yığılan Harry' nin yanına gider ve ölüp ölmediğini kontrol eder. Tüm ölüm yiyenlere öldüğünü söyleyerek yalan söyler. Sen ki koca Karanlık Lord seriler boyunca öldürmeye çalıştığın çocukcağızı kontrol etme olacak iş mi arkadaş (:

Kim olduğunu bilirsin sen, Karanlık Lord, Lord Voldemort ya da basit adıyla Tom Marvolo Riddle'ın ölümü de kanımca pek şukela değildi. Ben ne bileyim bugüne kadar öldürdüğü tüm insanların silüetlerinin ortaya çıktığı enteresan efektli bir şeyler beklerdim.



Hem bu kadar eksi anlatıp nasıl en beğendiğim film diyorsun diyeceklere ise şimdi de bazı beğendiğim noktaları aktarmak istiyorum izninizle efem. Büyücü tarihine Hogwarts Savaşı olarak adı geçecek olan filmin son kısmı güzeldi. Özellikle Ölüm Yiyenlerin okula girmemesi için yapılan büyü duvarını çok beğendim. Sonra okulu çevreleyen Heykel Askerler filan baya etkileyici olmuştu. Sonra Snape' in ölümü pek acıklıydı ve düşünselinde gördüklerimiz pek duygusaldı be! Gözümden 2 damla yaş süzüldü burada.

Filmin sonundaki 19 yıl sonra bölümü ise oldukça keyifli. Bu kadar rezalet olmaz ama bence, kitaptaki hali de oldukça komikti, hiç olmasa daha iyi denilebilecek bir son yani hem kitap için hem de mecburen film için.



Başka bir versiyonu...



Bu da var.



Yine de bu saydığım hataları görmezden gelebilirsem eğer serinin en beğendiğim filmi oldu. Çocukluğuma dair bir şeyi daha yitirmiş gibi hissettim film bittiğinde.

Üzgünüm :(

Bakalım sırada ne var kaybedeceğim çocukluğumdan kalan...

Not: Unutmadan 3D bir işe yaramıyor, tabi gözünüzü yormaktan başka.


Betül KARA
18 Temmuz 2011, Pazartesi

29 Nisan 2011 Cuma

Ölüm Yadigarları

Harry Potter.

Şimdi ben serinin manyağı olduğumu söylediğimde bana bazı arkadaşlarım pislikmişim ya da ırkçı bir söylemde bulunmuşum filan gibi bakıyor. Oysa Harry Potter hayranlığını ancak bu seriyi okuyan bilir diye düşünüyorum ve büyük konuşmamak gerekir diyorum. Zira bunun için benim bu hayranlığa nasıl başladığıma dönmek gerekir.

Lise hazırlıktayım. Sınıftaki tüm arkadaşlarım çılgınlar gibi iki gruba ayrılmışlar. Harry Potter sevenler ve Yüzüklerin Efendisi severler olarak. Bense o dönemler klasik dünya edebiyatından başka bir şey okumayan bir insanım kendi halimde. Yüzüklerin Efendisi okuyanlara daha sempatiyle yaklaşmamla birlikte Harry Pottercılarla deyim yerindeyse dalga geçiyorum. "Çocuk musunuz siz?", "Bu ne arkadaşım, okunur mu bu kitap?" vs. vs. :D

Derken bir gün dayımın aldığı ve sonra bizde unuttuğu Harry Potter ve Felsefe Taşı'nı vakit öldürmek maksadıyla, neymiş bakalım diye okumaya başladım. Başlayış o başlayış. Serinin 3. kitabını "Azkaban Tutsağı" _580 sayfa civarında olan kitabı_ meraktan bir günde bitirdim. Dördüncü kitabı 3 günde bitirdim ki çabuk bitmesin, çabuk bitince hayal kırıklığına uğruyorum sonra. Üniversite ikinci sınıfa kadar sürdü Harry Potter serisini okuma serüvenim.

Oda arkadaşım Ayşenur'la kazık kadar kızlar ortaokul-lise çocuklarının arasında filme gittiğimiz günü unutmam mümkün değil. (:

Neyse efendim gelelim sebeb-i yazımıza Harry Potter manyaklarını muhteşem bir final bekliyor. Şimdiye kadar izlediğim en iyi trailer film buydu zannedersem. Lafı uzatmadan, karşınızda Harry Potter ve Ölüm Yagidarları 2. bölüm, serinin final filmi...

16 Ocak 2011 Pazar

When I am Sad...

Aglaia Mortcheva bir illüstrator. Aglaia' nın bayıldığım "When I am sad" videosuyla geçen sene tanışmıştım.
Ne zaman kendimi kötü hissetsem bu videoyu izlerim. Tüm video boyunca hayatta sıkıldığı şeylerden bahsediyor. Ve verdiği detaylar o kadar hoşunuza gidiyor ki tekrar tekrar izlemek istiyorsunuz. Bu çirkin küçük kız kendimi iyi hissetmemi sağlıyor...

Aglaia' nın kendisinin seslendirdiğini sandığım videoyu paylaşmak istedim sizinle. Söylediği sözler hemen aşağıda.



When I'm sad i walk around
I sit around
I lie around
- what are you doin’
- nothing, just dying
When I'm sad I want to be wallflower in dissapper
I want to hybernate with the bears
When I'm sad everything seems so complicated
I look down from high places
I collect poisonous mushrooms
I take long baths
I want to go back to my mother’s womb
When I'm sad I drown everything in tears
When I'm sad I feel ugly
I want to go to space, I hope aliens will destroy earth
I think everything is stupid, birds are stupid, umbrellas are stupid, rain is stupid

When I'm sad, I wear all black
I feel extra extra extra mean
I hate christmas, halloween, and birthday parties
I like to sit alone in the dark
When I'm sad, I want to run away
I want to live on a deserted island,

Then I go and see a shrink and the shrink says blah blah blah blah blah
and I think, guillotine is a very good idea

Then one morning I wake up and I feel fine
I go out and everything seems beautiful
I walk around, I sit round, I all lie around
- what are you doin’
- nothing, just being happy

The End...


İyi haftalar...

Betül KARA
01:20, Pazartesi
17 Ocak 2011

30 Temmuz 2010 Cuma

Inception Filmi Ön Gösterimi

Çarşamba Günü Inception filminin ön gösterimindeydik. Tek kelimeyle nefisti. Filmi mutlaka bir kez daha izleyeceğimi daha izlerken biliyordum. Sanırım bugün filmi yeniden izleyeceğim tabi yer bulabilirsem sinema salonlarında :D

Leonardo' ya bayıldım ya ben. Hatırlıyorum ortaokul 1. sınıftayım. Titanic filmi yeni çıkmıştı. Herkes nasıl hasta Leo' ya. Bende gram beğeni yok. Hatta sinirimi bozuyor bu durum. Kızlar ayılıp bayıldıkça ben sarı çıyan diyorum kendi kendime noluyorsa. Ama Inception' daki hali gözümün önünden gitmiyor. Bir insana bu yakışır mı alın kırışıkları. Sonra giydiği o takım elbiseler de ayrı bir hava atmıştı bunu eklemeden geçemeyeceğim.

Neyse neyse şimdi filme gelirsek eğer filmdeki kurgu çok iyiydi. Bir rüya içinde 2 riya daha görüyorsunuz. Dolayısıyla 3 katman oluşuyor bilincinizde. Katmanlar arttıkça bilincinizin derinliklerine inip fikri tohum olarak bırakıyorlar. Nefis bir düşünce nefis bir kurgu nefis görsellik ve animasyon. Paris sokaklarının yeryüzünü ve gökyüzünü kapladığı o sahne en beğendiğim sahneydi. Şimdi burada anlatırken yeniden izlemek için çıldırdım resmen. Bir de son olarak filmde Düşünseli ve bilinç korumaları bana Harry Potter'ı hatırlattı. Çok sevmemin sebeplerinden biri de belki buydu.


Filmi mutlaka izleyin gençler. Zira film daha şimdiden Imdb' de en iyi 250 film arasında 3. sırada. Tüm oylayanlardan toplamda 10 üzerinden 9.2 puan almış görünüyor. Benim puanım da 9 gibi görünüyor.
Bakınız burada da fragmanı bulunuyor. Benim sözüm yetmezse diye (:










Betül KARA
22:29
29 Ağustos 2010, Perşembe

6 Temmuz 2010 Salı

Mesajınız Var! (You've got a mail)

Sonbahar,New York şehri ve Tom Hanks&Meg Ryan ikilisi.1998 yapımı bu filmi ilk olarak orta okul yıllarımda izlemiştim sanırım.Film bende inanılmaz bir şekilde New York ‘ta birgün mutlaka yaşamalıyım hissi uyandırmıştı.Başroldeki isimlerin bu hissi uyandırmadaki etkisini sanırım göz ardı edemeyeceğim.Sinema dünyasında bazı ünlü ikililer vardır sanırım bunlardan en tatlısı Meg Ryan&Tom Hanks ikilisidir.Daha önce “Sevginin Bağladıkları” filminde karşımıza çıkan çift “Mesajınız Var” da kesinlikle daha samimi bir hikayeyle karşımıza çıkıyorlar.


Kitaplar, New York,kapitalizm ve online dünyadaki ilginç bir dostluğun hikayesinin fonda size düşündürdükleriyle birlikte tipik romantik komedi tarzından sıyrıldığını düşündüğüm “Mesajınız Var” ı izlediğimde en çok hoşuma giden şey şüphesiz o cızırtılı internete bağlanma sesi oldu.İnanılmaz bir senaryo örgüsü ya da muhteşem içinizi sarsacak bir oyunculuk var diye övebileceğim bir film olmamasına rağmen Mesajınız Var’daki  Joe Fox(Tom Hanks) ve   Kathleen Kelly (Meg Ryan) samimi tavırlarıyla hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir hikayeyi anlatıyorlar.

Soru şu ki kitapları bile “hızlı tüket” dünyasının kurbanı mı etmeye başlamıştık?Köşedeki Dükkanda masalcı kız varken, bedava kurabiye ve kahve daha mı cazipti bu yeni dünyada?

Ya da hayatımızda manasız ve gereksiz ayrıntıları konuşabileceğimiz sohbetleri  tanımadığımız biriyle paylaşmaya çok mu ihtiyaç duymaya başlamıştık?Telaşsız bir hayat koşuşturması, New York sonbaharının serin havası eşliğinde kahve kokusunu almaya hazırsanız eğer Meg Ryan ve Tom Hanks ‘ten size mesaj var…





Betül KARA


Aralık, 2008

9 Mart 2010 Salı

Love is actually... all around!

Siz şimdi bilmiyorsunuz aslında benim sıkı bir romantik komedi izleyeni olduğumu. Aslında bir zamanlar özgün film yorumları yaptığımız bir blogumuz vardı.Heves de oradan gelme daha çok. Özgün film yorumundan kastımız da; filmleri amatör bir ruhla, sanki bir arkadaşımıza izlediğimiz bir filmi anlatır gibi yorum yapmak. Tutup da oyunculukları ya da yönetmenin ne gibi hatalar yaptığını anlatmıyoruz. Pek de haddim olduğunu sanmıyorum açıkçası (: Bildiğiniz; rumuzlarıyla birlikte yazan 7-8 yazarı, editörü olan bir blogtu. Fock's.org. Ama ne yazık ki kapandı. Ben de topladım yazılarımı bloguma sizinle buradan paylaşıyorum. Aşağıda okuyacağınız film Love Actually (Aşk Her Yerde) ilk yazdığım film yorumumdu bakalım beğenecek misiniz?

Açıkçası sadece filmin afişine bakıp farklı hayatlardan bahseden tipik bir film izleyeceğim sanırım düşüncesine varabilirsiniz.Ama sizi yine de bir şeyler bu filmi izlemeye çekecektir çünkü gerçekten göz doldurucu bir oyuncu kadrosuna sahip.

Filme farklı bir tat verdiğini düşündüğüm Billy Mack’in Christmas Is All Around şarkısı eşliğinde Christmas arifesindeki Londra’dan tipik görüntülerle filmde yer alacak olan yaklaşık on farklı hikayenin karakterlerini tanımaya başlıyoruz.İlk etapta biraz can sıkıcı gelebiliyor bu karmaşık kim olduklarını ve hikayelerini bilmediğimiz insan görüntülerini izlemek.Fakat bu farklı hikayelerle aşkı anlatmak asla bir bölünmüşlüğe yol açmıyor.Aksine size aşkın hangi hallerde ve ne zaman hangi yaşta ya da kimin tarafından ya da nerede ya da hangi dilde geleceğini asla tahmin edemeyeceğiniz bir şey olduğunu anlatıyor.Kısaca aşkın ne kadar çok ya da sı olduğunu anlatan iyi bir romantik komedi olduğunu söyleyebilirim.

Filmde özellikle gerçekten canınızı sıkacak bir iki sahne olduğu söyleyebilirim.Anlatmaya çalıştığım resmen kendi deneyimlerinizi size hatırlatan acı birkaç hikaye söz konusu.Tabi bunların yanı sıra klişe Türk Filmi tadında hikayesi yok değil.İngiltere başbakanı Hugh Grant (kulağa gerçekten hoş geliyor:) ve asistanı arasındaki yaşadığı aşk hikayesi işte tam bu cinsten.Can sıkıcı noktalardan sadece bir örnek vermem gerekirse bunu Emma Thompson’un aldatıldığını anladığı sırada fondan kulaklarınıza girerek,boğazınızın düğümlenmesini sağlayan o enfes Joni Mitchell şarkısının duyulduğu andır.

Eğer siz de aşk için denemekte fayda var diye düşünüyorsanız.Denemenizde fayda var diyorum.Çünkü aşk heryerdedir.( Because love is actually……all around)

Betül Kara
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...