16 Ocak 2010 Cumartesi

Yakın Tarih-3



Bugün elime geçen mailin son bölümünü sizlerle paylaşacağım. Bu bölümü paylaşmadan hemen evvel şu sıralar çok popüler olan facebook sosyal ağında çok popüler olan bir video var onu izledim. Özlediğimiz bir tavır ve duruş sergileyen bir milletvekilinin TBMM'deki konuşmasının videosu. Yazı sonunda da sizlerle onu paylaşmak istiyorum.

Mayıs 1997 YAŞ toplantısında
"160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması",
başbakan Erbakan'a onaylaması için "
dayatıldı".
Bu uygulama, ordu içindeki Gladio'yu,
yani
ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu
çünkü kontrgerilla,
artık “Fethullahçı Gladio”ydu.
28 Şubat kadrosu içinde
"ABD'nin Truva Atı"
ol
an bir de general vardı:
Çevik Bir.
Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye edildi
ve sadece bu nedenle bile, "İrtica", 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.



1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan

Org. Karadayı şunları yaptı:
ABD ve NATO yuvalanmasını,
yani kontrgerillayı genelkurmay karargahından çıkardı.
Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi.
Özel Harp subayla
rımızın Çin'in Uygur bölgesinde
ve Çeçenistan'da "kullanılmasına" engel oldu.



1998 yılında genelkurmay başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu,

ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu "açık bir dille" belirtti.
Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde
"ABD'yi ziyaret etmeyen ilk ve tek Genelkurmay Başkanı"
olarak tarihe geçti.

Kıvrıkoğlu,
"28 Şubat'ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız"
diyen komutandı.
Demek istediği aslında, "ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek" olduğuydu.
Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt verdi:
BİN YILIN MEYDAN OKUMASI
(MILLENIUM CHALLENGE 2002) !


ABD, "bu" isim altında,

24 Temmuz 2002'de Nevada çölünde
Türkiye'yi işgal tatbikatı yaparak "gözdağı" verdi.

Bu, "ABD tarihinin" en büyük askeri tatbikatıydı.
ABD'nin yarı resmi
ajansı olan ASSOCIATED PRESS,
"tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu"
açık açık yazdı.
Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginçti.
Assoc. Press'e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi:
Türkiye'de bir "deprem" oluyor (!) ve TSK, “karışıklığı önlemek için” yönetime el koyuyordu.
Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs'ı kuşatıyor ve "96 saat içinde" "hede
f ülkeyi" işgal ediyordu.
"96 saat", TSK'nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan minimal süredi
rve bu süre, TSK tarafından "kozmik sır" düzeyinde saklanıyordu (saklandığı
“sanılıyordu”).
Tatbikatta işgal sü
resi olarak "96 saat" seçilerek,
"hedef ülkenin Türkiye olduğu", "anlayan kişilere"
anlatılıyordu...
O dönemde Dışişleri Bakanı olan Gül,

2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir
"gizli anlaşma" yaptığını itiraf etti.

mayacağını", "gizli olduğunu" söyledi.Gül, anlaşma içeriğini "açıklaya
13 Temmuz 2003'de Doğu Perinçek bu gizli anlaşmanın maddelerini açıkladı.
Birinci madde:
"TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak'tan çekilecek"
şeklindeydi.
Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan
3 ay sonra,
ABD ordusu "Türk askerinin başına çuval geçirdi".
"Çuval geçirme" eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir "ihtar"dı.
Başbakanımızın o günlerde kullandığı
"Müzik notası"
vecizesi, yine,
"anlaşmanın uygulanması gerektiğine"
ilişkin TSK'ya yönelik bir uyarıydı.
"Biz anlaşma yaptık,
Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Başbakan, TSK'ya.
ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in,
"Çuval olayı"ndan sonra Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektupta şöyle deniyordu:
"TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır"
Rumsfeld, çuvalı "Erdoğan'ın değil",
"TSK'nın başına geçirdiklerini" böylelikle anlatarak,
Başbakan Erdoğan'ın "içini rahatlatmak" isti
yordu.
Ulusal devlet ve Kemalizm karşıtı açıklamalar yapan, Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının "artık geçersiz olduğu" açıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak kaydedildi.
Buna ses çıkarmadı, böylece "Ergenekoncu" olarak suçlanmaktan kurtuldu.
"Başına çuval geçirilmesi"ne
ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen
"akıllanmayarak" sınır ötesi harekatta ısrar eden
TSK'ya karşı,
Org. Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan organizasyon
artık açığa çıkarılacaktı ve düğmeye basıldı.
"ABD'ye direnen
5 Genelkurmay Başkanı"
ve
destekleyici tüm unsurlar
"Ergenekon çetesi"
olarak suçlanacaktı.
Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı,
ama Org. Özkök "Ergenekoncu olmadığından",
onun görev süresince organizasyon "uykuya" yatırılmıştı.
Organizasyonun
uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı kullanılan "Şemdinli olayı"dır.
O günlerde, Büyükanıt "çete kurmakla" suçlandı fakat sonuç alınamadı.
Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan
30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında
"Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon,
çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan,
'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" demektedir.
Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın
sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmektedir.
Ne var ki, şimdi bu “masum” tanımlamadan vazgeçilmesi,
daha büyük ve kapsamlı bir düzeneğin çalıştırılması zorunludur.
Bu,
günümüzde devam eden
Ergenekon davasıdır.
ABD'nin belirli-belirsiz "her tür" desteğiyle iktidara gelen AKP,
Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye
"sorun çıkarmadan"
eş başkanlık yapabilmek için,
başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek zorundadır.
Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve
"1991 öncesinde olduğu gibi"
ABD ile tam uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktır.
AB'nin de "bir kriter" olarak dayattığı gibi,
TSK
"sivil otoriteye"
tabi olacak,
kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan
"ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma"
görevini unutacaktır.
"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi"
itirazı yapacak olanlara da şunları söylemeliyim:
CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation'un yayın organlarında
ve
ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda şöyle deniyor:
"ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol edemez,
Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi,
Tayyip Erdoğan'ın Başbakan
, Abdullah Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde
ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir."
20 Ekim 1996, Abramowitz:
"Erdoğan, Erbakan'ın yerini almalıdır"
(bu tarih, 3 Kasım 2002 seçimlerinden “6 yıl” öncesidir !)

Tüm bu yazılanları; yazılandan da öte yaşanmış gerçekleri okuduktan sonra "Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin!" demek düşüyor bana da. Bir gün gelir ki birileri kerelerce olduğu gibi bu milletin ayağa kalkmasını ve hesaplar sormasını sağlar, sağlayacaktır. Atanın dediği gibi bu millet ilelebet payidar kalacak.













Betül KARA

14:43, 16 Ocak 10


10 Ocak 2010 Pazar

Yakın Tarih-2

Dün aldığım bir mailden yola çaıkarak yazmaya başladığım bilmediğimiz yakın tarihin ikinci
bölümünü bugün sizlerle paylaşıyorum.

Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde
Eşref Bitlis Planı "uygulandı" ve Kuzey Irak'a Çelik Harekatı yapıldı.
35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi.

Kuzey Irak'a giren TSK,
ABD'nin "egemenlik alanı"na da girmiş oldu.
Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı.

ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports,
Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi "yarı-resmi" organlarında
"Türk komutanlar hizadan çıktı",

"Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor"
türünden görüşlere yer vermeye başladılar.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Yakın Tarih-1

Bugün oldukça ilginç bir mail geçti elime. Eski bir arkadaşım paylaştı. Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Bu aşağıda okuyacağınız olaylar tamamıyla yaşanmıştır ve herhangi bir komplo teorisiyle de alakası yoktur. Sağlam bir kaynaktan elime geçtiğini de ayrıca belirtmek istiyorum. Elime geçen bu yazıyı 3 parça halinde yayınlıyorum. Zira biraz düşünüp sindirmekte fayda var!


"Uluslar arası ilişkiler...Kronolojik bir sıra ile... Dikkatle okursanız neler oluyor daha iyi anlayabilirsiniz." başlığıyla gelen bir mail. Yakın tarihe bir göz atmaya ne dersiniz.

Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısıyla başladı. ABD, Bağdat'a yürümedi. Bunun yerine Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

ABD'nin planı şuydu:


Önce Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek.
Kuzey Irak'taki yeni devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek, Büyük Kürdistan'ı yani İkinci İsral'i kurmak.

Bu projenin ismini biliyorsunuz:
Büyük Ortadoğu Projesi
(Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır)

Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular. TSK, bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden Türkiye'nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunu da farketti.

İlk Olay:

Torumtay'ın istifası

Özal'ın, "kuzeyden Irak'a girme" emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay
istifa etti. Böylece TSK, Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu.
O andan itibaren TSK'ya karşı ABD "tetik" düşürmeye karar verdi.

"Ergenekon" tertibinin planlanmaya başlanması, o zamandır.

Sovyet tehditine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi (ÖHD) Amerikan güdümündedir ve Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan kalkmıştır. Şimdi tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından gelmektedir, dolayısıyla, "ABD güdümündeki" ÖHD, "ABD'den gelen bir tehdide karşı" kullanılamaz. Geçmişteki kontrgerilla eleştirileri TSK'da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, ÖHD'i yeniden örgütledi, ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirdi.

Yıl 1991.


ÖKK'nın PKK'yı hedef alması ve Kuzey Irak'ta kurulan devlete karşı tavır alması, Amerikan denetiminden kurtulma çabasının başlangıcıdır. "Tugay" düzeyindeki ÖKK, "tümen" düzeyine çıkarıldı. Ankara'da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı ama ABD bundan çok rahatsız oldu, "kullandığı" pek çok kişi aracılığıyla, tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla mesnetsiz davalar açılmasını sağladı, ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce uğrattı.



ABD'nin Kuzey Irak'taki planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Org. Eşref Bitlis, Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK'ya silah ve malzeme attığını saptadı ve bunu  bildirdi.


Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek amaçlı, savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından derhal "hedef"e seçildi. Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak'a giderken,
bu yolculuk önceden ABD'ye haber verilmiş olmasına rağmen iki Amerikan savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye çalıştılar ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuç vermedi. Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladılar. Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin
vadilere dalarak kurtulmayı başardı. CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi


17 Şubat 1993 günü gerçekleşti:

Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Org. Bitlis şehit edildi.



Betül KARA

03:13
10 Ocak 10, Pazar

6 Ocak 2010 Çarşamba

Pardon Hangi Yüzyıldaydık?

Bugünlerde bu işi düşünmeden edemiyorum. İnsanların bütün davranış biçimleri değişti.Satın alma alışkanlıkları, yemek yeme, giyinme (mütemadiyen değişiklik gösteriyor: moda), sevme alışkanlıkları bir de ne yazıkki...


İki gündür bir şarkı dinliyorum. Eski bir şarkı ama bugünü ve dünü sanki içinde barındırıyor. Şu satırlara bayılıyorum.


Hatırlar mısın bilmem,
Yıllar geçti üstünden,
Yağmurlu bir akşamdı,
Söyledim sevgimi ben.

Belki yağmurdu bilmem,
Süzülen gözlerinden,
Utanmış kızarmıştın,

Kaçmıştın gözlerimden.

Var mı yahu daha böylesine şeyler yaşayanlar yoksa ben mi hiç görmedim. Yoksa gerçekten mi bu yüzyılın insanı değilim ben. Bunu hep söylüyorum 1960'larda 70'lerde yaşamalıymışım diye ama şimdi gitgide korkmaya başladım. Yoksa gerçekten öyle mi? Ya da bu konuyu çok mu büyütüyorum. Romantik miyim neyim? Yok be değilim aslında ama bazı şeyler böyle olunca değerliymiş daha güzelmiş gibi geliyor sadece.

Bir sonraki bölümünde ise şarkının şu satırlar var ki şarkıya dair tüm güzel duygularımı yerle bir edip beni yeryüzüne oldukça sert bir şekilde indiriyor. Alnımın üstüne düştüm galiba.

Hani biz bir bütündük
Su ile toprak gibi,
Döküldük dile düştük,
Bir solmuş yaprak gibi.

Tanrıdan dileğim bu,
Sevenler sevilenler,
Yarını bekleyenler,
Olmasın bizim gibi.

Şu son bölümde feci bir dilek var zaten. Yerle bir oldum arabeske bağladım iyice olayı... Sanırım iki günlük uykusuzluktan kaynaklı bir şey bu. Ama yine de eklemeden edemeyeceğim...

Yarınlar yarınlar bizim demiştin,
Yarınlar yarınlar bizim demiştin*


* Yazık oldu yarınlara - İlhan İrem (1974)

Betül KARA

01:10
7 Ocak 10, Perşembe

İstanbul

1 Ocak 2010 Cuma

2010'a nasıl girdim?

Hayatımda hiç bu kadar sarhoş olmamıştım doğrusu.İlk içki deneyimimin bundan 1 ay öncesine dayanmasına bakacak olursak eğer, 2 mariachi, 2 tekila shot ve hızlı bir vodka-vişne fon dipi sonrası dizimde ve dirseğimde olmak üzere 2 koca morlukla kendimi baş başa bulmam zannederim doğaldır.


2010'a uçarak giren ilk insan ben oldum evde! 2010' a geri sayım yapıldı ve ben iptal oldum.

İşin en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz? İnsan kusmak istediğinde klozetle arasında kurduğu o ilginç bağ. Klozetten ayrılmak istememek, bir nevi tapınma duygusuna dönüşüveriyor. Ordan kalkamamak,kalkmak istememek,kalkarsan sanki her şeyin sonu gelecek düşüncesi, kendine güvenin kayboluşu vs. Bu nasıl bir hipnozsa bu düşünceler geçti aklımdan. Ve sonradan öğrendiğim ilginç notlardan biri; benden sonra klozete aynı anda iki kişi kusmaya çalışmış vs. düşünün evin iğrenç halini...

Bitti mi hayır. Arkadaşlarımızdan biri alkol komasına girdi! Yani biz öyle düşündük.Kalktık götürdük acile. Doktor ne dese beğenirsiniz? "Bu uyuyor siz bunu alın eve götürün." Tabi yine de kan alındı, serum takıldı. Ve müthiş eğlenceli (!) dakikalar 3:30 sularında başladı. 5:30'da hastaneden ayrılmadan kendine gelen pek sevgili arkadaşımın ilk tepkisi: -ah serum! Ya kilo aldım şimdi ben ya... Ne şirin değil mi! (:

Şimdi diyeceksiniz neden bunları bizimle paylaştın. Herkes kendisi için bir adet 2010 kararlar listesi çıkarıyor ya ben de benimkini dün gece çıkardım gitti hem de yaşayarak.







Şimdi 2010 İbret Listem;


1- İçmeyi bilmiyorum ve öğrenmek de istemediğime karar verdim. Bunca yıl içmedim bir şey olmadı bundan sonra da olmaz galiba. No-drink!

2- Evde partiye son! Zira sabahın köründe evin içinin bir sokak köşesinden farkı yoktu. Hastanede yeni bir yıla girmenin verdiği anlatılmaz hazzın sebeplerinden biriydi ayrıca bu parti.

3- Bir partiye kendinden en az 5 yaş büyüklerle girmek gerek! Bizim parti de bırakın benden bir yaş büyüğü 2 kişi dışındaki hekes benden küçüktü. Dolayısıyla ev sahipliği bilincinin yanı sıra birde ablalık yapma bilinci çıkıyor ki hiç gerek yok böyle şeylere.

4- Parti konusuna bir not daha. Partide en az 2 kişinin iş çevresinden olması gerek ki, sıyırma sınırlarını azami limitte tutalım.

5- Arkadaşları tanımanın en iyi yolu onları içirip öyle görmek en saçma ve salak hallerini. Bunu aklımdan çıkarmayacağım. Ne var ki, ne canavarlar çıkabiliyor aralarından.

6- Sigaranın her çeşitine son! Ne Djarum Black ne bir puro, ne de normal bildiğin sigara işte. No-smoke!

şimdilik bunlar geliyor aklıma açıkçası ama gelince eklemek isterim...İzin verirsiniz değil mi sonradan eklemeler yapmama...

Verirsiniz verirsiniz...

Yani 2010 verdiği derslerle hayatıma girdi! Demem o ki bu yıl benim için çok öğretici olacağa benziyor! Büyümek gerek daha fazla büyümek...

Bu taze yılın ilk yazısına abimin FF'de paylaştığı bir sözle son vermek istiyorum.

"Sahip olduklarımızla yaşamayı öğrenmek bir süreç, bir katılım, yani yaşamımızın yoğrulmasıdır. Gelecek yıllar varlığımızı zenginleştirecek. Yeni yıl ilk adım.. Nice yıllar, mutlu yıllar..."


Sevgilerle...

Betül KARA

16:19
01.01.10, Cuma
İstanbul



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...